WhatsApp-Image-2018-09-25-at-14_38_50

Türkiye’nin ve dünyanın işveren markalarını ağırlayan ve bu yıl bir ilke imza atarak üniversite öğrencilerine de özel bir program gerçekleştiren People Make The Brand Konferansı’nın 6.yılında da her sene olduğu gibi birbirinden ilgi çekici oturumlara yer verdi. Bu senenin teması Peter Drucker’a selam çakan “Kültür Stratejiyi Yer” olarak belirlenmişti. Bu organizasyon her sene benim için oldukça ilham verici geçer ki bu senede beni yanıltmadı. Gerçekten özenilen her detayı incelikle düşünülmüş bir gün yaratmışlar. Oturumların iç dengesinden süresine, konuların bütünlüğünden kültüre değen noktalarına, konuşmacı seçimlerine kadar bence her şey harikaydı. Sponsorluk bu gibi etkinliklerin olmazsa olmazı bir kere bunu kabul etmek gerek ama sponsor oturumları bile o kadar güzel kurgulanıp ana gündeme oturtulmuş ki dinleyen de hiç bir rahatsızlık oluşturmuyor kesinlikle.Organizasyonu yapanların ellerine sağlık.

Önceki senelerde olduğu gibi bu senede açılışı Evrim Kuran yaptı. Her dinlediğimde çok şey öğrenip hayranlığımın bir kez daha artıyor. Kültürün neden her zaman stratejiden önemli olduğunu aktarırken Hofstede’in kültür boyutlarını Türkiye üzerinden aktardı. Türkiye’nin dişil bir kültüre sahip olduğunu ve gençleri başarı ya da para ile değil, mutluluk ile huzurla motive edebilirsiniz mesajını verdi.21. yüzyılın en önemli yetkinliğinin resilience (psikolojik dayanıklılık) olduğunun artını çizerken psikolojik sermayesi yüksek olan kişilerin ayakta kalacağını belirtti. Son olarak dedi ki “Bir şeyi nasıl yaptığın, her şeyi nasıl yaptığını anlatır” Şahane bir tanım değil mi ?

Konferans moderatörlüğünü Harvard Business Review Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turan yürüttü. Tüm sunumlar arasında HBR’den çeşitli araştırma sonuçları ile bütünlüğü desteklerken kişisel deneyim ve yaşanmışlıkları ile ilişki kurması ve bunları aktarması bence oldukça keyifliydi.

Richard Mosley, Afrika’da antropolog olarak geçirdiği günleri anlatıp o deneyiminin bugünkü bakış açısına katkısını belirtti. En can alıcı sözü “Önemli olan değerleri belirlemek değil, değerlerin sizin için değerini anlamak.”

Beni en etkileyen sunum açık ara Akan Abdula’nın yaptığı “Algoritmalar Çağında Kültür” isimli sunum oldu. Kültüre bir de negatif yanından bakıp anlatacağını aktarınca merakım daha da arttı elbette. Kültürü çok çarpıcı ve farklı bir açıdan aktardı .Örneğin “Grassroots” terimini ilk defa bu sunumda duydum. Bu terim ufak grupları hedefleyen bir kültür hareketi ve bu ufak grupların arasından vermek istediği mesajın organik olarak yayılmasını amaçlarmış.Ya da Dutch Winter denilen  2. Dünya Savaşı’nda anne karnında açlık yaşayan Hollandalıların yetişkinliklerinde obeziteye daha fazla eğitim gösterdiğini öğrenmek çok ilginçti. Abdula’nın bize önerisi “Kültür, siz planlar yaparken 10 sene sonra başınıza gelen şey olacak. Metaforlara kulak verin. Kültürünüze etki eden küçük grupları anlamaya çalışın.”

Kerem Dündar ve Serdar Kuzuloğlu kültür konusuna kendi uzmanlıklarından baktı yani beyin ve teknoloji açısından. Her ikisini ne zaman dinlesem büyük keyif alırım. Kerem Dündar “Hayattaki en büyük silah umut, o da stratejiden değil kültürden gelir” diyerek kültürün stratejiyi yediğini bir kez daha ifade etti. İnsanların kendisi için iyi olanı değil kolay olanı seçtiğini aktardı.Serdar Kuzuloğlu ise “Teknolojiyi teknoloji uzmanlarına bırakırsanız dünya distopik filmlerin senaryolarına dönüşür” diyerek teknolojinin felsefesinin özünün aslında insan olduğunu aktardı.

Konu kültür olunca, kültür de son zamanlarda benim en kafa yorduğum konuların başında gelince ilgi ile dinlenen oturumlar, bolca alınan notlar ve kafada şekillenen derin bilgilerle günü sonlandırdım.

Son olarak davet için başta Simla olmak üzere tüm Dinamo Danışmanlık ekibine çok teşekkür ederim.

Ezgi

Yazar

Yorum Yaz