download (1)

“Ayşe işe yeni başlamıştır. Heyecanlıdır, başarmak istedikleri vardır. Kendini göstermek istemektedir. Çalışmaya başladığı bölümde raporlamadan sorumlu olacaktır. Görevi kendinden daha kıdemli olan ekip arkadaşından devralması gerekmektedir. En zor raporlardan biri haftalık hazırlayıp üst yönetim ile paylaştıkları rapordur. Kendisine anlatılanlar can kulağı ile dinler, sorular sorar, notlar alır. Gün biterken kendisine raporu anlatan kişi “Anladın mı” diye sorar. Ayşe anlamıştır zaten elinde notları da vardır. Birkaç kez kendim de denerim kafamda daha da iyi oturur diye düşünür. “Anladım” der “Not da almıştım bakarak yapabilirim”. O esnada hiç beklenmedik bir şekilde ekip arkadaşı Ayşe’nin not aldığı kağıdı alır ve parçalara ayırır. Ayşe neye uğradığını şaşırır. Anlam veremez. Mesai bitmiştir. Tüm gün aldığı notlar paramparça bir şekilde çöp kutusunda durmaktadır. Ayşe vazgeçmekle mücadele etmek arasında kalır.Kaderine küsüp tuvalette gizli kapaklı ağlamak bir seçenektir. Ama o bu yoldan gitmemeye kararlıdır. Herkes şirketten çıktıktan sonra çöp kutusunu boşaltır kendi notlarını bulup birleştirir, bir kopya alır. Ertesi hafta raporu hatasız hazırlar.”

Adımız Ayşe olmayabilir, yaşadığımız durum buna da benzemeyebilir. Ama bu durumu yaşatan kişi hepimize bir yerden tanıdık gelmedi mi ?

İşyerindeki zorbalar ve zorbalık kavramı üzerine kafa yoruyorum uzun zamandır.Mobbing kavramını kullanmak yerine Zorbalık daha uygun bir anlatım diye düşünüyorum.Genel bir tanım verecek olursak “Mobbing, Zorbalık ve Yıldırma, bir iş yerinde başarısı, bilgisi ve olumlu tavırları nedeniyle bazı kişilere tehdit oluşturan bir çalışana, bir ya birkaç kişinin çeteleşerek uyguladığı, sistematik ve uzun süreli duygusal eziyettir.”  

Avrupa Birliği ve ABD ortalaması olarak baktığımızda; çalışanların %16’sının zorbalığa maruz kaldığını görüyoruz, bu oranın Türkiye’de daha da fazla olduğunu tahmin etmek zor değil. Çünkü zorbalık, Türkiye’de bir çalışma biçimi olarak benimsenmiş durumda.Hatta işin daha da acı yanı kendisine zorbalık yapılan kişi bunun normal olduğunu dahi düşünebiliyor.İsveç’te zorbalığa uğrayan kişilerin %3’ünün intihar ettiği ya da PTSD (Post Traumatic Stres Disorder) yani travma sonrası stres bozukluğuna uğradığı konu ile ilgili oldukça ilgi çekici sonuçlardan.Biz Türkler durumu hala inkar edelim,Avrupa da konu yasalara girmeye başladı bile..

Yapılan araştırmalara göre; zorbalık %58 oranında kurban boyun eğmeyi reddettiği ve kontrole direnç gösterdiği için, %56 oranında kurbanın zorbalık yapan kişiden iş konusunda daha üstün olmasından kaynaklanan çekememezlik sebebiyle, %49 oranında kurbanın sosyal yetenekleri, olumlu tavırları ve işyerindekilerce sevilmesi sebebiyle, %46 oranında kurbanın kurum içinde yanlış giden olguları otoritelere bildirmesinin ispiyonculuk gibi algılanması ve %42 oranında ise zorbanın acımasız kişiliğinden kaynaklanmaktadır.

Plaza insanında zorbalık ne yazık ki hile ve entrikalarla ortaya çıkıyor.Ego tatmini,”zamanında bizde bu yollardan geçtik zamanı gelince bizde yaparız” mantalitesi,”sen daha yeni geldin biz yıllardır buradayız kimler geldi geçti” kabadayılığı,koltuk sevdası,tehdit görme,güç gösterisi..Sebep farklı da olsa niyet hep aynı..İlker dürtülerin plaza dünyasında kendine haklı neden bulma çabaları elbette bitmeyecek.

Önemli olan farkında olmak,kabul etmemek,sesini çıkarabilmek olmalı iken biz hala İşyerinde Zorbalık mı ? O da Ne ? noktasındayız..

Ezgi

Yazar

Yorum Yaz