Capture

“Ofistekiler” seni, beni, bizi her gün milyonlarca kez yaşanan beyaz yakalı dramını anlatıyor aslında. Tam bir plaza romanı.Sevilerek yapılan bir işin yöneticiler yada çalışma arkadaşları nedeni ile nefret edilecek hale gelmesini, üniversiteden yeni mezun idealist ve hayalleri olan binlerce gencin iş hayatında ezilerek pestile dönüp bırakın ideallerini kendilerini unutacak hale gelmesini anlatıyor. Yaşadığımız ya da çevremizde tanık olduğumuz birçok benzer hikayeden biri anlayacağınız. Her gün ayakları sürüye sürüye gittiğimiz plazaları, vahşi kapitalizmle yoğrulmuş sevmiyorum ama iyi para veriyor nidalarını, belirli bir müddet sonra aracın amaç olduğu o meşhur ahları vahları..

Bireyi ezen, yırtıcı iş yaşamını bütün çıplaklığıyla anlatırken ezilmekten yakınan çalışanları da sert biçimde sorguluyor. Modern zamanların iş hayatını çok yönlü olarak ortaya koyuyor; iletişim ve reklam dünyasına ait detayları, kadın-erkek ilişkilerini ve bugünün yaşantı biçimlerini mercek altına alıyor. Son yıllarda plazalarda şekillenen sert, rekabetçi ve çalışanları aynı kalıba sokmaya çalışan atmosferi, bu atmosfer içinde var olma savaşı veren Rüya’nın gözünden anlatıyor. Çalışanları, ortaya konulan işten çok veya en az onun kadar aidiyetleri üzerinden değerlendiren zihniyete güçlü bir projektör tutarak deşifre ediyor. Bunu yaparken, Rüya karakteri üzerinden bu sistemi besleyen çalışanları da sorguluyor. Ve iyi ya da kötü her türlü değişime sürekli direnen bireyin sistem dışı kalacağını söylüyor

Hızlı asansörlerin önünde şık ve güzel kokulu insan kuyrukları, akıllı telefonları, tabletleri, dizüstü bilgisayarlarıyla yüksek teknolojiyi iyi kullanan 24 saat iletişime hazır iş insanları, briefler, sunumlar, performans grafikleri, yüksek gerilimli toplantılar, cam, çelik ve beton kulelerde kıran kırana rekabet ve tüm bu hengâmenin içinde yeşermeye çalışan aşk.

Son yıllarda plazalarda şekillenen sert ve rekabetçi ultra modern iş yaşamı… Sinsi ve yaralayıcı kurtlara dönüşen yırtıcı kadın ve erkekler… Çalışanlarını geldikleri muhitler ve fiziki görünümleri üzerinden sınıflandıran yöneticiler… Tüm bu kargaşada sadece bir dirhem aşk yaşamak için her türlü saçmalığa, acıya katlanan kadınlar… Ve bu yaşantının içinde var olmaya çalışan genç bir kadın; Rüya.

Uluslararası bir ilaç şirketinin iletişim departmanında çalışmakta olan Rüya, gün geçtikçe değişen iş dünyasına uyum göstermekte zorlanmaya başlar. Otuzlu yaşların ortalarına gelmiş bir kadın olarak Rüya, özenle kurduğu düzeni, evliliğini, kişiliğini sürekli sorgulamaktadır. Rüya, elitist, şekilci bir iş hayatın içinde boğulmak üzereyken, gençlik hayallerini, umutlarını canlandıran, heyecan verici bir yol ayrımına gelir. Bambaşka dünyalara açılan bir kapının eşiğindedir.

İş hayatının ilk yıllarında daha başarılı ve mutlu olan genç kadın, yıllarını verdiği bu şirkette giderek bir yabancıya dönüşür. Bu dönüşümde şirketin değişen çehresi kadar, Rüya’nın otuzlu yaşların ortalarına gelmiş bir kadın olarak hayatını sürekli sorguluyor oluşunun da payı vardır. Orta halli ve çalışan bir anne-babanın kızıdır Rüya. Devlet lise ve üniversitelerinden mezun olur. İş yaşamına yine de iyi bir başlangıç yapar. Çalıştığı şirket, üreme alanındaki ilaçlarıyla, dünyanın en önemli şirketlerinden biridir. Önceleri işinden başka hiçbir şeyi gözü görmez Rüya’nın. Mutlu ve gururludur.

Zaman ilerledikçe, iş yaşamının dokusu değişir, çalışanlardan beklentiler farklılaşır. Sadece işini iyi yapmak yetmez olur. Giyim ve yaşam tarzı, yaşanılan semtler, oturulan evler, gidilen tatiller, kullanılan markalar, çalışırken gösterilen performansın yanına eklenmektedir artık. Şirket giderek, toplumun üst gelir grubuna ait kişilerden seçer çalışanlarını. Öyle ki aidiyetler ve sınıfsal konumlar, işin gerektirdiği niteliklerden bile daha öndedir. Rüya’nın bu değişen ve kısmen irrasyonel bir görünüm kazanan atmosferle arası yavaş yavaş açılır. Açıldıkça hevesi ve işine gösterdiği özen zayıflamaya başlar. Uyum sorunları baş gösterir. Rüya’nın her günü kırılıp dökülüp, yeniden toparlanma gayretleri içinde geçer. Hâlbuki yaptığı işi de sevmektedir genç kadın. Sadece yeni iş yaşamının yeni kurallarını içselleştirememektedir bir türlü. Elinden pek bir şey gelmez. Sürekli mızmızlanarak, etrafındakilere öfke biriktirir.

“Ofistekiler” modern zamanların iş dünyasını anlatırken modern zamanlara dair diğer birçok olguyu – kadın erkek ilişkileri, giderek artan kısırlık sorunları, sosyal yaşam biçimleri, sinema, edebiyat vb. – mercek altına alıyor. Böyle bakıldığında “Ofistekiler” evrensel bir hikâye. Yerel karakterler üzerinden, dünyanın farklı ülkelerinde aynı çağdaş yaşam biçimini sürdüren diğer insanları da anlatıyor çünkü. İş yaşamını tüm çıplaklığıyla anlatan öyküsüyle, plazaların içinden gelen gerçekçi karakterleriyle, çalışma hayatının içinde uğraş veren yüz binlerce insanın duygularına tercüman olmayı, onlara yoldaşlık etmeyi hedefliyor. Mesleki yaşantılarına yeni başlayacak gençlere yol gösterici, hayatında hiç çalışmamış kalabalıklara iş yaşamını tanıtan bir kılavuz olabilmeyi arzu ediyor.*

Bir yerlerden tanıdık geldi mi size ? Rüya ya sizseniz ?

Ezgi

*http://ofistekiler.blogspot.com.tr/
Yazar

Yorum Yaz