Viktor Frankl ‘ın kitabı İnsanın Anlam Arayışı ile ilk tanışmam İkigai kitabına dayanıyor. İkigai içinde o kadar çok bu kitaba referans veriliyor ki merak güdüsüyle mutlaka okumalıyım diye düşünmüştüm.

Frankl, yazdığı “İnsanın Anlam Arayışı”ında anlattıklarıyla, hem insanoğlunun acılar ve yıkımların yarattığı çaresizlik karşısında düşebileceği hali, hem de bu halden kurtulabilecek gücünün varlığını gözler önüne seriyor.

“Yaşamak acı çekmektir. Yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda bir anlam bulmaktır.” Cümlesiyle, yaşama anlam katmanın önemi vurgulayan Victor E. Frankl, 25 Mart 1905’de Avusturya’da doğmuş nörolog ve psikiyatr. Auschwitz’de, dört ayrı toplama kampında geçirdiği yıllar boyunca deneyimlerinden yararlanarak geliştirdiği, ‘Logoterapi’  yöntemiyle, Varoluşsal Psikiyatrinin önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Dr. Frankl, ikinci dünya savaşı sırasında 4 milyondan fazla tutsağın imha edildiği Auschwitz, Nazi toplama kamplarında yaşadığı mücadeleyi, tanık olduklarını ve bu esnada hayatta kalabilmek için geliştirdiği Logoterapiyi, kitabında çarpıcı bir dille anlatmaktadır.

30’un üzerinde dile çevrilip, en çok satanlar listesine girebilen kitap, bu denli yaşanmışlığı her an yaşanıyormuşçasına dokunaklı aktarırken, derin izleri de peşinden sürüklemektedir. Üstelik son derece mütevazı bir yapıda olan Dr. Frankl, kitabını tamamlamadan önce isimsiz olarak, yalnız kampta kendisine verilen numarayı kullanmak istemiş. Fakat metin tamamlanınca, kitabın isimsiz değerinin anlaşılamayacağı düşüncesiyle, kendi ismini kullanmayı sonunda uygun bulmuş.

Victor E. Frankl eseriyle bizi, bu zor günlerde hayatı ve yaşadıklarımızı sorgulamaya, kapıldığımız uyuşukluktan ve umutsuzluktan sıyrılmaya davet ediyor. İnsan olarak sınırlarımızı ve gücümüzü hatırlatıyor. Başına oturtularak hipnotize edildiğimiz televizyonlarda, seyirlik bir oyun gibi sunulan, bize dokunmayacağına inandırıldığımız bu oyunu bozabileceğimize, kaybolan umudumuzu, birbirimize olan güvenimizi kazanabileceğimize, insan olarak varlığından şüpheye düşürüldüğümüz aklımızı ve gücümüzü yeniden keşfedebileceğimize olan inancımızı tazeliyor.

Edebi ve felsefi derinliğiyle büyük bir hazine olan kitap, üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm yazarın toplama kampı deneyimleri. Frankl kitaba; “Bu kitap, gerçeklere ve olaylara ilişkin bir açıklama olma iddiasında değildir, milyonlarca tutuklunun tekrar tekrar yaşadığı kişisel deneyimlerin bir özetidir. … … sağ kurtulmayı başaranlardan birisi tarafından anlatılan iç öyküdür.” Diye başlıyor ve bölüm boyunca, toplama kampına gidişinden, Amerikan birliklerince serbest bırakılıncaya kadar geçen dönemi anlatıyor. Kampta yaşananların çoğu, şimdiye dek okuduğumuz kitaplardan ya da seyrettiğimiz filmlerden farklı değil. Farklı olan, kamp oluşumunun Frankl gibi bir varoluşçu psikiyatrın gözünden, anlamlandırılarak ve edebi bir anlatımla aktarılması. Cümlelerin her biri insana varoluşsal sorgulamalar eşliğinde eşsiz bir felsefi derinlik kazandırıyor. Toplama kampına içten bakış geliştirmenizi sağlıyor.

Frankl’ın birinci bölüm boyunca vurguladığı; insanın, aklıyla vücudu arasındaki biyolojik ve psikolojik birlikteliğinin farkına vararak, aklını kullanabilme yetisini devreye sokabilme başarısını göstermesinin yaşamda güçlü olmanın şartı olduğudur. İnsan, varoluşunu devam ettirmek için, kendine anlamlı bir neden bulmalıdır. Ya da böylesi bir cehennemde, tek gerçeğin ölüm olduğunun bilinciyle, yaşamda var olmanın anlamlılığında, yaşamayı hayatının anlamı kılabilmelidir. Ancak bu anlam yükleme olgusundan sonra hayatta kalınabilir.

Kamptaki yetersiz beslenme, pislik, ağır çalışma koşulları, hava durumunun yıpratıcı etkisinin eşliğinde hayatta kalma üzerine odaklaşmaya yönelen tutsaklar, içsel yaşamlarını ilkel düzeye indiriyorlar ister istemez. Ruhsal gerilemelerin sonunda da arzuları rüyalarında açıklık kazanıyor. Ekmek, pasta, sigara, banyo gibi arzu giderici (wishfulfilling) rüyalarla basit arzuları giderilmesi mümkün oluyor.

Kitabın ikinci bölümü ilk bölümde anlatılanların üzerine Frankl’in öncülüğünde kurulan, yeni bir yaklaşım olan  Logoterapi’ye ayrılmış. Açılımı “Anlam kazandırma yoluyla terapi”dir. Psikoterapi’nin savunduğu “Terapi yoluyla anlam” düşüncesine tamamen ters düşer. Psikoterapide geçmişe yönelim varken logoterapide geleceğe dönük bir yönelim mevcuttur. Ayrıca Logoterapi “yeniden insanileştirici” ekol olarak da tanımlanır ve kişi suçluluk, eksiklik, acı ve sıkıntılarla yoğrulmuş olsa bile, kendi hayatıyla yüzleşmesinde yardımcı olunması gerekmektedir. Logoterapide en çok varoluş analizi kavramını kullanır. Bu kavramın insana yüklediği en büyük görev, sorumluluk bilincidir. Logoterapi’nin asıl işlevi, insanın hayatına anlam kazandırabileceği amaç ve hedefler bulmasını sağlamaktır. Güçlü bir motivasyon değerine sahip olan Logoterapi, “Anlam istemiyle, kendisini anlam arayışına bırakır.

Nietzsche’nin şu sözü Frankl’nin dayanak noktası olmuştur. “Yaşamak için bir neden’i olan kişi, hemen her nasıl’a dayanabilir”

Ezgi

Yazar

Yorum Yaz