Capture

Dijital İK konferansı, insan kaynakları sektörünün dijital çağa ayak uydurma sürecini mercek altına alan bir çalışma. Hedefi, gelişmekte olan yeni disiplin ve bakış açılarına iş dünyasının nasıl uyum sağlayabileceği konusunda bakış açıları sunmak. Türkiye ve Dünyadaki örneklerine baktığımızda Dijital İK sadece bu konuya odaklanarak yeni bir vizyon çizme hedefindeki tek ve ilk konferans.

Dijital İK konferansı bence diğer İK kongre ve konferanslarından ayrı bir yerde duruyor. Öncelikle bunu belirterek başlamak gerek. Benim için bunun arkasında birkaç sebep var. Öncelikle sadece tek günden oluşuyor. Paralel oturum yok. Her sene ayrı bir tema ve buna uygun konuşmacılar. Asla sadece İK değil. Dijitale verilen önem ayrı bir artı. En çok öğrenci gördüğüm etkinlik olmasına kocaman alkış.Bu organizasyonun arkasındaki kahramanlar Fatoş Karahasan ve Müge Ateş’i de unutmamak gerek. Daha önce beni Sabancı Müzesi Seed ile tanıştıran etkinlik bu sefer Salt Galata ya hayran olmamı sağladı.

2015 teması “Değişimi Yönetmek” olan konferansın hemen her seansından kendime araştırılacak, öğrenilecek yeni şeyler çıkardım ki bu benim bir konferansta aradığım en büyük özellik.

İlk söz Fatoş Karahasan’ındı Evrim mi Devrim mi diye sordu. Tarihte bir yolculuğa çıkıp bugün teknolojide geldiğimiz son noktayı aktardı. Özellikle bloggerlar ve öğrenciler için sunumunda önemli gördüğü araştırılacak kişileri belirtmesi bence çok faydalı idi. Değişimi yönetmek için 4 temel kural olduğunu aktardı.

  1. Her birey özeldir.
  2. Her birey sesini duyurmak ister.
  3. Her birey seçim özgürlüğü ister.
  4. Her birey saygı, sevgi ve onay ister.

Tevitöl öğrencileri her defasında beklentilerimin üzerinde performans sergiliyor. Bu sene de öyle oldu. Özellikle Gamze İnanç kendi yaşından beklenmeyen bir olgunlukla biz iş hayatındakilerin düştüğü o derin çaresizlikle yüzleştirdi. “Gençler Gelecekten Ne Bekliyor” oturumunda Adel Kalemcilik ile gençlerin hayallerini öğrendik. Tek çizHayallerin %29 unu sevgili/dost bulma gibi manevi hayaller oluşturuyormuş.Ayşegül Molu nun konuşması beni çok etkiledi değindiği noktalar o kadar doğruydu ki aslında. Temel bilimlere önem verilmesi gerektiğini ve İİBF lerin tek tip beyaz yakalı yetiştirdiğinin ihtiyacımız olanın farklı bakış açıları ile temel bilimler mezunları olduğundan ve onlara yer açmamız gerekliliğinden bahsetti. Bir istatistik mezunu İK cı olarak her zaman söylediğim şeylerden biri farklı bakış açılarının bizi nasıl zenginleştireceği ve kişinin mezun olduğu bölüme bakıp yargılamanın bizi yanıltabileceği olmuştur.

Kesinlikle konferansın en renkli ve en eğlenceli sunumu Dr. Kerem Dündar dan geldi. Beyin değişen dünyaya ne kadar adapte oluyor sunumunda biz İK cılara beyni tam da anlayacağımız şekilde anlattı. Bol İK şakalı, assessment center göndermeli, network benzetmeli..Beyin öyle bir organ ki evrendeki en karışık nesne ve dünyaya gelirken ne yapacağını bilmeyen tek organ.Ne yapacağını bilmediği zaman ‘beyin’ en üst çalışma seviyesinde çalışıyormuş. Sunumun mesajı oldukça iyiydi iyi bir hayat ve beyin sağlığı için gülün, uyuyun ve umutlu olun.

İlham veren kadın yöneticiler oturumunda bana en ilham veren kesinlikle Şölen Çikolata CEO’su Elif Çoban oldu.Daha öncede röportajını okuduğum Çoban bence kadınların örnek alması gereken bir başarı hikayesi.Aile şirketi ve 5 erkek kardeşin yanında tek kadın olarak CEO olmak ve hayallerinin peşinden gitmek herkesin yapabileceği bir şey değil. Özellikle Biscolata gibi bir marka yaratarak Türkiye için bile sıra dışı sayılabilecek bir reklam serisi yayınlamak bence çok cesurca bir iş. Kendisi de bu durumu “pek çok bisküvi markasından farklı olarak reklamlarımızda erkeklere yer vererek kadınları sahiplendik” şeklinde aktarıyor.

Günün son oturumu Sosyal Medya için İçerik Tasarımı en keyif aldıklarımdan biri oldu. Sevgili Ahmet Eryılmaz’ın da konuşmacı olduğu oturum sosyal medya paylaşımlarında ne olmalı, nasıl olmalı bu konuşuldu. Hepimizin aktif olarak birbirinden farklı sosyal medya uygulamaları kullandığımızı düşünürsek bunun en doğru şekli ne olmalı hepimizi ilgilendiren bir temel soru aslında. Özellikle sosyal medya kimin için markalar mı kişiler mi sorusu beni düşündürdü. Sosyal olan kim medya kim cevabı basit aslında sensin, benim ,biziz.Markaların 365 gün özgün içerik üretmesinin imkansızlığı ve şirketlerin çalışanlarını ,markaların takipçilerini yürüyen mecralara dönüştürülebileceği fikri ise oldukça gerçekçiydi.Hürriyet gazetesinin yeni başlayan bir çalışanın ilk gününü filme alması izletildikten sonra Güneş Zahid’in yakın zamanda işten çıkışları da filme çekeceğiz demesi ve işten çıkan kişinin de çıktım ama bir sorun neden çıktım diye röportaj veriyor olması önümüzdeki günlerde karşılaşabileceğimiz fantastik durumlardan olabilir aman ha dikkat..

Bu vesile ile konferansa katılımıma aracı olan sevgili Ali Cevat Ünsal’a bir kez daha teşekkürler..

Ezgi

Yazar

Yorum Yaz