Capture

Uludağ Üniversitesi’nden Prof Dr. Aşkın Keser’in Çalışma Psikolojisi Araştırmaları serisinin ilki olan İK da Çalışan Bağlılığı araştırmasından Twitter üzerinden Pınar Şahin aracılığı ile haberdar oldum. Araştırmanın tam adı “İnsan Kaynakları Çalışanlarının Mesleğe  İlişkin Görüşleri ve İş tatmini Düzeyleri  ile İşten Ayrılma  Niyetlerinin İncelenmesi” Ciddi bir başlık yani hem de sadece İK ya özel. Benim de zaman zaman üzerine düşündüğüm bir konu olduğu için oldukça dikkatimi çekti. Biz İnsan Kaynakları Çalışanları türlü türlü uğraşlar ile şirketimizde çalışan bağlılığı anketleri yapıp yeri geliyor bağlılığı artırmak için aksiyonları belirliyoruz, bağlılığın şirket için öneminden bahsedip çalışanları şirkete bağlamak için türlü türlü çabalar sarf ediyoruz.

Peki hiç dönüp kendi departmanımızın çalışan bağlılığı ya da iş tatminine bakıyor muyuz? Çok işimiz olduğundan bakacak zaman mı bulamıyoruz yoksa bakmamayı mı tercih ediyoruz bazen ne dersiniz? Eski şirketlerimden birinde İK nın turnover ı o kadar fazla idi ki diğer departmanlar nezdinde güvenilirliğimiz neredeyse sıfıra inmişti. Çalışanlar siz önce kendi turnover’ını yönetip kendi çalışanlarınızı elde tutun diye acımasızca dalga geçer olmuşlardı. Bu duruma uygun bir deyim geldi aklıma hani o “Kelin ilacı olsa..” diye başlayan aslında durum da tam olarak böyle.

Araştırma sadece İK cılara yönelik olduğundan bence oldukça önemli. Araştırmada İnsan Kaynakları çalışanlarının mesleklerine ilişkin görüşleri ve iş tatmin düzeyleri ile işten ayrılma niyetleri incelenmiş. Sonuçları incelediğimde belirtmem gerekir ki araştırma beklediğim sesi getirmemiş olacak ki katılım oldukça düşük kalmış. Anket gönderilen 1500 kişinin sadece 317 sinden geri dönüş alınabilmiş. Belki de yeterince yayılamadı bilemiyorum ama bu kıymetli araştırmanın biz İK cılar için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

İş tatmini ücret, terfi, yönetici, yan ödemeler, ödüller, çalışma koşulları, çalışma arkadaşları, işin kendisi ve iletişim olmak üzere 9 alt boyutta incelenmiş. Demografik açıdan baktığımızda şaşırmayacağımız üzere yoğun bir kadın İK çalışanı gözümüze çarpıyor. Aynı şekilde genç bir katılımcı profiline rastlıyoruz. Katılanların %63 ‘ü 20-30 yaş aralığında ki buradan çıkarabileceğimiz sonuç bir çoğunun belki de yeni mezun olup ilk iş deneyimlerinin İK alanında olabileceği. Yine benim şaşırmadığım noktalardan biri İK çalışanlarının eğitimini aldıkları bölümlerdeki çeşitlilik. İK nın son dönemlere kadar bir okulu yoktu biliyorsunuz şimdi Sakarya Üniversitesi’nde 4 senelik eğitim veren İnsan Kaynakları Yönetimi bölümü başta olmak üzere yavaş yavaş bir kıpırdanma yaşanıyor. Bende oldukça farklı bir bölümden mezun olup İK da çalışanlardanım , bana göre farklı bölümlerden gelen İK cılar  bakış açısı çeşitliliği açısından faydalı.

Araştırmaya katılan kişilere  İK alanında çalışmalarının nedeni sorulmuş. Yaklaşık cevapların %65’i kişisel özelliklerinin bu mesleğe uygun olduğunu düşündükleri için olmuş. Bu cevabı okuduğumda aklıma “Neden İK ?” sorusuna verilen jenerik cevap “Çünkü insanları seviyorum” gelmedi değil hani ne yalan söyleyeyim. Hangi kişisel özellikten bahsediyoruz İK dediğimiz departman birbirinden farklı yetkinliklere ihtiyaç duyulan bir departman. Tamam kabul iletişim olmazsa olmazlardan ya da ilişki kurmayı sevmek ama en son baktığımda bunlar yeterli değildi sanki ?

İş tatmini sonuçlarına baktığımızda en düşük boyut terfi çıkarken en yüksek boyut ise “yapılan işin kendisi” çıkmış. Bu da demek oluyor ki İK cılar yaptıkları işin içeriğinden memnun .Hepimizin işini seven ve mutlu İK cılara ihtiyacı yok mu ki zaten ?

İşten ayrılma eğilimlerini incelediğimizde ise katılımcılar arasında ayrılma eğilimi olanların biraz daha yüksek olduğu göze çarpıyor. Yani aslı görevlerinden başında işten ayrılmayı düşürüp çalışan bağlılığını artırmak gelen İnsan Kaynakları için biraz iğne-çuvaldız ilişkisi doğuyor.

Araştırma genel hatları ile biraz akademik kalmış diye yorumlayabilirim. Ama bence yine de İK çalışanları için farkındalık yaratmayı amaçlayan bir çalışma. Ve daha önce de belirttiğim gibi gerekli yayılıma ulaşamamış. Örnek verecek olursam ben böyle bir çalışmadan haberdar değildim ve tabi ki sonuç olarak katılma şansım olmadı. Belki de İK Bloglarınının ve Sosyal mecraların daha yoğun kullanımı hem katılımın artışını sağlardı hem de araştırmanın daha fazla kişiye ulaşabilirdi.

Ezgi

 

 

Yazar

Yorum Yaz